Şenol Güneş

21 Mayıs 2011, 17:14
Bu biyografi 3609 kez okundu
Şenol Güneş

Şenol Güneş kimdir?

Türk futbolunun en önemli isimlerinden olan, çalıştırdığı takımları başarıdan başarıya koşturan ünlü antrenör Şenol Güneş, 1952 Trabzon doğumlu… Eğitim enstitüsünü bitiren, futbolla Erdoğdu Gençlik Kulübü ‘nde tanışan ve sonraki yıllarda Trabzonspor amatör takımına transfer olan Şenol Güneş, daha sonra Sebat Gençlik Kulübü’ne transferliğiyle profesyonelliğe adımını attı. 1972 tarihinde ise Trabzonspor’a transfer olan Şenol Güneş, 15 sene boyunca bordo mavililerin kaleciliğini yaptı ve bu takımda tam altı lig şampiyonluğu, beş Türkiye Kupası, dört Başbakanlık ve yedi Cumhurbaşkanlığı kupası gördü. Şenol Güneş ayrıca tam otuz dört kez de milli takım forması giydi. 1987 tarihinde futbolu bırakan Şenol Güneş, ardından sırayla 1987-1988 tarihlerinde Trabzonspor’u, 1988-1991 yıllarında Boluspor’u, 1991-1992 tarihlerinde İstanbulspor’u, 1992-1996 yılları arasında yine Trabzonspor’u, 1996-1997 yıllarında Antalyaspor’u, 1997-1998 yıllarında ise Sakaryaspor’un teknik direktörlüğünü yaptı. Antrenörlük yaşamında iki Türkiye Kupası, bir Başbakanlık Kupası ve bir de Cumhurbaşkanlığı kupası kazandıran Güneş, 2000 yılında da A Milli Takımın başına geçti ve milli takımımızın kırk sekiz yıl sonra dünya kupasına katılmasında en çok emeği geçen isim oldu. 2002 FİFA Dünya Kupası ‘nda A Milli takımımızı 3. yapan Şenol Güneş, kariyerine bir dönem Güney Kore’de devam etti. 2009 senesinde bir kez daha Trabzonspor’un başına geçen başarılı çalıştırıcı, takımına Türkiye Kupası ile Süper Kupayı kazandırdı.


ŞENOL ÖĞRETMEN
 
- Şenol hocam, futbola başlangıcınız nasıl oldu?
Haziran 1952’de Trabzon’un Şirin mahallesi olan Sotka’da dünyaya geldim. 5 çocuklu ailenin, üçüncü çocuğuydum. Futbola olan ilgim, daha ilkokul çağlarında başladı. Futbola sokak aralarında top koşturarak başladım. Kaledibi İlkokulu’nda okuyordum. Malum, o yıllarda her alanda olduğu gibi sporda da bir gerilik sözkonusuydu. Ne oynayacak bir alan, ne tesis, ne malzeme vardı... O zamanlar, hemen iki arkadaş, bir oyun imkanı oluştururduk. Birimiz bir kapının önüne kaleci olur durur, diğerimiz yarım limonon posasına şut çekerdik. Bazen bir kağıt parçası da top görevini görüyordu. 5 şut sonrası kaleci değişiyordu. O zaman benden büyük olan Zekeriya abimin amatör bir kulüpte oynaması bana çok güzel geliyor, onu bir kahraman gibi görüyordum. Zaman zaman mahalle maçları da yaptıklarında beni aralarına alıyor, oynatıyorlardı.
- Kaleci olmanız, bir tesadüf müydü, yoksa kendi isteğiniz mi?
-Ortaokulu Trabzon Lisesi’nde okudum. Okulun bahçesi benim için bulunmaz bir fırsattı, zamanımın büyük bir bölümü topla geçiyordu. Yaşım, diğerlerine oranla küçük olduğu için beni kaleye geçiriyorlardı. Çünkü ortada oynasam, büyüklerin arasında ezilecektim. Kaleci oluşum, böyle başladı. Orta üçe geldiğimde mahalle aralarındaki futbol turnuvalarına katıldım. Tabii kaleci olarak. Başarılı oyunum çevreden de ilgi görmeye başlamıştı. Amatör bazı kulüpler bana lisans çıkartmak için teklif yapmışlardı. Ama yaşım 14’tü ve ben ortaokul son sınıftaydım. Ailem buna karşı çıktı.

Futbol hastalığı
sınıfta bıraktı
-İlk futbol lisansınız ne zaman çıktı?
-Bir yıl sonra lise 1’de iken o yıl küme düşme durumuyla karşı karşıya olan Erdoğan Gençlik oyuncularından Hatay Yurdakul ve antrenör Mahmut Tankutay takımlarındaki kaleci eksikliğini benim kapatacağıma inanarak amatör ligin devrerarasında (1967-68) bana lisans çıkarttılar. Ben de oynamaya başlamıştım. İlk maçımız Doğanspor ileydi. Maç 1-1 berabere bitti. Sonraki 5 maçta hiç gol yemedim. Son maçımız şampiyon olan Sebat Gençlik ileydi. 2-0 yenildik. Türkiye şampiyonasına katılacak olan Sebat gençlik beni de takviye kaleci olarak aldı. Bunun üzerine lisede işler karıştı. Okul müdürümüz izin vermedi. Ama ben futbola dayanamayacağımdan maçlara gittim. Bu olay sınıfta kalmama ve bir sene kaybetmeme sebep oldu. Lise yıllarında Sebat Gençlik’in deplasman maçlarına gittiğim zamanlar geri dönüşümde sabaha yakın Trabzon’a geliyordum. Okul vaktine kadar oyalanıp, doğru okula gidiyordum. Artık uyku ve ders çalışmak gibi, bir öğrencinin doğal haklarından feragat etmek zorunda kalıyordum.
-Trabzonspor mecerası nasıl başladı?
-Benim Erdoğdu Gençlik’de lisans çıkarttığım yıl, Trabzonspor kurulmuştu. Bu sezon sonu Trabzonspor benim futbolumu beğenerek transfer etmek istemişti. Erdoğdu Gençlik izin vermeyince bu transfer bir sene yattı. Erdoğdu’daki 2. yılımda gayet başarılı oldum. 1968-69’da Sebat Gençlik yine Trabzon amatör küme şampiyonu oldu ve takviye kaleci olarak beni istedi. Ama ikinci kez bu teklifi kabul etmedim ve o yılda sınıfı rahat geçtim. Sezon sonu yeni bir takım oluşturan, Trabzonspor beni de amatör futbolcu olarak transfer etti. Bir sezon boyunca kadroya giremedim. Çok çalışıyordum ama takıma bir türlü giremiyordum. Sezon sonunda zatüre oldum. İşte ondan sonra olanlar oldu ve belki de bana en büyük darbe vuruldu diyebilirim. 1 ay istirahat sonunda döndüğüm de kulübüm, bir başka kulüp bulmamı istedi, iyileşip-iyileşmediğimi önem verilmeyerek... Bu beni yıkmıştı.

-İlk şampiyonluğu ne zaman yaşadınız?
-1975-76 sezonu hem şampiyonluğu tattım, hem de eğitim enstitüsünden mezun oldum. İlk A milli maçına bu sezonda çıktım. Bu Malta maçıydı. 4-0 kazanmıştık. 1977 yılında öğrenci iken tanıştığım eşim Semra ile evlendim. 1978 yılında ilk kızım Ayçagül dünyaya geldi. 1981 yılında vatani görevimi yaptım. 4 yıllık da öğretmenlik yaşantım oldu, ortaokulda. 1986’da ikinci kızım Günçe aramıza katıldı. Zaman böyle akıp geçti ve 1987’de futbolu bırakma kararı aldım.


1500 liralık transfer ücreti
-Peki, kendinize kulüp bulabildiniz mi?
-Ben de onların dediği gibi yapıp Sebat Gençlik ile 2 yıllık mukavele imzaladım. Aynı zamanda da profesyonel oldum. 18 yaşımda profesyonel ve aranılan aynı zamanda hastalıktan yeni kurtulmuş bir kaleci olmuştum. Artık herkes çok iyi oynadığım kanaatinde birleşmişti. Sezon başı düşünülmediğim halde sezon sonu beni kimse paylaşamaz duruma gelmişti. Sebat Gençlik’te 1.sezonda 29 maçta oynadım ve en az gol yiyen kaleciler arasına girdim. Çok iyi olduğumu bu kanıtlamıştı (1970-71). Sebat Gençlik’teki 2.sezonumda (1971-72) iyice tecrübe kazanmıştım. Şampiyonluğa oynuyorduk. Şampiyonluğu averaj ile G.Antep’e kaptırmak bizi çok üzdü. O sezon ligde en az gol yiyen kaleci bendim. Bütün maçlarda oynadım ve 11 gol yedim.
Sene içinde bir çok takım tarafından izleniyordum. Başarım tartışılmaz olmuştu. Transfer teklifleri her geçen gün artmaktaydı. Ben şehrimin takımı Trabzonspor’u tercih ettim. Kadir ile beraber Trabzonspor’a transfer olduk. Trabzonspor’a asıl hizmetim, işte bu 1972-73 sezonunda başladı. Aslığım tartışılmazdı. Ama sezon uğursuz başlamıştı. Antrenmanlarda belim rahatsızlandı. İlk devrede birinci İstanbul maçı hariç hiç oynamadım, diyebilirim. 3-4 ay yatmam zorunluydu. İkinci yarı Konya maçı ile başladık. Çok şükür kazasız-belasız geçen 2. yarıda sezonu 4 gol yiyerek kapattım. Şampiyonluğu yine averajla kaybetmiştik. G. Antep maçında 2 dişim kırıldı. Ancak maçlara çıktım. G. Birliği Trabzon’a maça gelmeyince 3-0 hükmen galip geldik ama, şampiyonluk için 5-0’lık bir skor gerekiyordu. Bu yüzden şampiyon Kayseri oldu. Bu arada Eğitim Enstitüsü’ne de girdim.
1973-74 sezonu Trabzonspor’un en parlak dönemlerinden biridir. O sezon 2. lig şampiyonluğunu kazanmıştık. Tüm maçlarda oynamıştım ve lig boyunca sadece 6 gol yedim. Aynı zamanda bu dönem dışa açıldığım bir dönemdi. Sezon sonu Balkan Ümitler maçlarına çağrıldım.
1974-75 sezonu Trabzonspor için çok önemliydi. 1.lige çıkılan ilk seneydi. Futbolculukla eğitim enstitüsünü beraber yürütüyordum. Hem okumak hem de futbol çok yoruyordu.


Güneş’in ‘ilk’leri
İlk futbola başlangıç yeriniz?
Erdoğdu Gençlik
İlk golü kimden yediniz?
Doğanspor’dan
İlk transfer paranız?
1500 lira
İlk milli maçınız?
Romanya
İlk A milli maçınız?
Malta
Kaç kez milli oldunuz?
33 A, 3 Ümit

Başarı dolu futbol
1970-71 sezonunda Sebat Gençlik’te oynarken profesyonel olan Şenol Güneş, 1986-87 sezonunda futbola nokta koyarken bir rekora imza attı... Güneş, 16 yıllık profesyonel hayatında 10 kez liginde en az fol yiyen kaleci olma ünvanını elde etti. 1978-79 sezonunda, 30 maçta sadece 7 gol yiyerek, kırılması güç bir rekor elde etti. Futbol hayatında 6 Lig, 6 Cumhurbaşkanlığı, 3 Federasyon, 2 Başbakanlık ve bir çok özel kupa var, Şenol Güneş’in.
SEZON TAKIM MAÇ YEDİĞİ GOL
1967-68 Erdoğdu Gençlik 18 3
1968-69 Erdoğdu Gençlik 21 3
1969-70 Trabzonspor (amatör) -
1970-71 Sebat Gençlik 27 14
1971-72 Sebat Gençlik 30 11
1972-73 Trabzonspor 16 4
1973-74 Trabzonspor 28 6
1974-75 Trabzonspor 25 17
1975-76 Trabzonspor 24 14
1976-77 Trabzonspor 27 12
1977-78 Trabzonspor 28 16
1978-79 Trabzonspor 30 7
1979-80 Trabzonspor 30 11
1980-81 Trabzonspor 30 21
1982-83 Trabzonspor 34 17
1983-84 Trabzonspor 34 14
1984-85 Trabzonspor 33 26
1985-86 Trabzonspor 25 18
1986-87 Trabzonspor 29 20

Zafere doğan GÜNEŞ / Herşey limon posasıyla başladı
İşte o günleri Şenol hocadan dinliyoruz...
“Mâlûm, o dönemde her alanda olduğu gibi sporda da bir gerilik söz konusuydu. Ne oynayacak bir alan, ne tesis, ne de malzeme vardı... O zamanlar hemen iki arkadaş bir oyun imkanı oluşturur, birimiz kapının önünde kaleci olur, diğerimiz yarım limon posasına şut çekerdik. Bazen bir kağıt parçası da top görevini görürdü. 5 şut sonrası kaleci değişiyordu. O zaman benden büyük olan Zekeriya agabeyimin amatör bir kulüpte oynaması bana çok güzel geliyor, onu bir kahraman gibi görüyordum. Zaman zaman mahalle maçları da yaptıklarınıda beni aralarına alıyor, oynatıyorlardı.”
- Kaleci olmanız bir tesadüf mü?
Ortaokulu Trabzon Lisesi’nde okudum. Okulun bahçesi benim için bulunmaz bir alandı. Zamanımın büyük bir bölümü topla geçiyordu. Yaşım diğerlerine oranla küçük olduğu için beni kaleye geçiriyorlardı. Çünkü ortada oynasam büyüklerin arasında ezilecektim. Kaleci oluşum, böyle başladı. Orta üçe geldiğimde mahalle aralarındaki futbol turnuvalarına katıldım. Tabii kaleci olarak. Başarılı oyunum çevremde de ilgi görmeye başlamıştı. Amatör bazı kulüpler bana lisans çıkartmak için teklif yapmıştı. Ama yaşım 14’tü ve ben ortaokul son sınıftaydım. Ailem karşı çıktı. Özellikle babamdan futbol yüzünden çok dayak yerdim.

FUTBOL HASTALIĞI SINIFTA BIRAKTI
Bir yıl sonra lise 1’de iken o yıl küme düşme durumuyla karşı karşıya olan Erdoğdu Gençlik ligin devre arasanda (1967-68) bana lisans çıkarttı. Ben de oynamaya başladım. İlk maçımız Doğanspor’la idi ve 1-1 bitti. Sonraki 5 maçta hiç gol yemedim. Son maçımız şampiyon olan Sebat Gençlik’leydi. 2-0 yenildik. Türkiye Şampiyonası’na katılacak olan Sebat Gençlik de beni takviye kaleci olarak aldı. Bunun üzerine lisede işler karıştı. Okul müdürümüz izin vermedi. Ama ben futbola dayanamayacağımdan maçlara gittim. Bu olay sınıfta kalmama ve bir sene kaybetmeme neden oldu. Lise yıllarında Sebat Gençlik’in deplasman maçlarına gittiğim zamanlar Trabzon’a geri dönüşüm sabaha yakın oluyordu. Ders vaktine kadar oyalanıp doğru okula gidiyordum. Artık uyku ve ders çalışmak gibi bir öğrencinin doğal haklarından feragat etmek zorunda kalıyordum.

TRABZONSPOR MACERASI BAŞLIYOR
Erdoğdu Gençlik’te lisansımın çıktığı yıl, Trabzonspor kurulmuştu. Yani benim futbol lisansımın çıkmasıyla Trabzonspor’un kuruluş tarihi aynıdır. Bu sezon sonu Trabzonspor benim futbolumu beğenerek transfer etmek istemişti. Ama Erdoğdu Gençlik izin vermedi. Erdoğdu’daki ikinci yılımda gayet başarılı oldum. 1968-69’da Sebat Gençlik yine Trabzon Amatör Küme Şampiyonu oldu. Ve yine takviye kaleci olarak beni istedi. Ama ikinci kez bu teklifi kabul etmedim ve o yıl sınıfı rahat geçtim. Sezon sonu yeni bir takım oluşturan Trabzonspor beni de amatör futbolcu olarak transfer etti. Sezon sonunda zatürre oldum. İşte ondan sonra olanlar oldu ve belki de bana en büyük darbe vuruldu diyebilirim. Bir ay istirahatten sonra geri döndüğümde kulübüm başka bir takım bulmamı istedi. İyileşip iyileşmediğimi bile sormadılar. Bu beni yıkmıştı.

YÜKSELİŞ DÖNEMİ
Ben de onların dediği gibi yapıp Sebat Gençlik’le 2 yıllık mukavele imzaladım. Aynı zamanda da profesyonel oldum. 18 yaşında profesyonel ve aranılan, aynı zamanda da hastalıktan yeni kurtulmuş bir kaleci olmuştum. Artık herkes çok iyi oynadığım kanaatinde birleşmişti. Sezon başı düşünülmediğim halde sezon sonu beni kimse paylaşamaz duruma gelmişti. Sebat Gençlik’te ilk sezonda 29 maç oynadım ve en az gol yiyen kaleciler arasına girdim. Çok iyi olduğum kanıtlanmıştı. Sebat Gençlik’teki ikinci sezonumda (1971-72) iyice tecrübe kazanmıştım. Şampiyonluğa oynuyorduk. Şampiyonluğu averajla G.Antep’e kaptırmak bizi çok üzmüştü. O sezon ligde en az gol yiyen kaleci bendim. Bütün maçlarda oynadım ve 11 gol yedim. Sene içinde bir çok takım tarafından izleniyordum. Başarım tartışılmaz olmuştu. Transfer teklifleri her geçen gün artmaktaydı. Ben şehrimin takımı Trabzonspor’u tercih ettim. Trabzonspor’a asıl hizmetim işte bu 1972-73 sezonunda başladı. Bu sezonda şampiyonluğu yine averajla kaybetmiştik. G.Antep maçında iki dişim kırıldı. Ancak maçlara çıktım. G.Birliği, Trabzon’a maça gelmeyince 3-0 hükmen galip geldik ama şampiyonluk için 5-0 kazanmamız gerekiyordu. Bu yüzden şampiyon Kayseri oldu. Bu arada Eğitim Enstitüsü’ne girdim. 1973-74 sezonu Trabzonspor’un en parlak dönemlerinden biriydi. O sezon 2.Lig şampiyonluğunu kazanmıştık. Tüm maçlarda oynamıştım ve lig boyunca sadece 6 gol yedim. Aynı zamanda bu dönem dışa açıldığım zamandı. Sezon sonu Balkan Ümitler Şampiyonası(na çağrıldım.
1974-75 sezonu Trabzonspor için çok önemliydi. 1.Lig’e lige çıkılan ilk seneydi. Futbolculukla okulu birlikte yürütüyordum. Hem okumak hem de futbol oynamak çok yorucuydu.
1975-76 sezonunda hem şampiyonluğu tattım. Hem de Eğitim Enstitüsü’nden mezun oldum. İlk A milli maçıma da bu sezon çıktım. Malta maçıydı ve 4-0 kazanmıştık. 1977 yılında öğrenci iken tanıştığım eşim Semra ile evlendim. 1978 yılında ilk kızım Ayçagül dünyaya geldi. 1981 yılında vatani görevimi yaptım. 4 yıllık öğretmenlik yaşantım oldu. 1986’da ikinci kızım Günçe aramıza katıldı. Zaman böyle akıp geçti ve 1987 yılında futbolu bırakma kararı aldım.


ANILAR

Babamı nasıl ikna ettim?
Ailem ve bilhassa babam futbola çok karşıydı. Bu yüzden küçükken çok dayak yerdim. Ama onlar beni futbol tutkumdan vazgeçiremedi. Bu gizlilik içinde futbol oynamam, Sebat Gençlik’te futbol şampiyonasının grup maçlarında bir takım eledikten sonra aldığım 50 lirayı babama verene kadar sürdü. Küçükken futbol oynadığım için beni döven babam değişmiş, yerini tam bir futbol hastası almıştı. Her maçı radyodan dinliyor, rahatsız olduğu halde hepsini takip etmeye çalışıyordu.

Hasta yatağından maça

1972-73 sezonunda, 2.Lig’de G.Antep maçında iki dişim kırılmıştı. Aynı zamanda çenem zorlanmış ve damağım parçalanmıştı. Çok ağır bir durumdaydım. Evde istirahat ediyordum. 1 hafta yemek yemem mümkün değildi. Yemek ne kelime, su bile içemiyordum, 2-3 gün geçtikten sonra sulu şeyler yiyebilecektim. Bir gün yöneticiler eve gelip, “Gidiyoruz” dediler. Herhalde tedaviye götürüyorlar diye düşündüm. Meğer Afyon’da oynanacak maça götürüyorlarmış. Çok halsiz ve güçsüzdüm. Bir hafta ağzıma hiç birşey girmemişti. Bu halde beni sahaya çıkarttılar ve maç 2-2 bitti. Bu büyük suçtu bana göre.

Neden Şenol Güneş?
 
Bana soruyorlar; “Milli Takım’a gelmeden önce, teknik adamlık denemelerinde başarılı olamamış ve milli takımın başında iken de, çok kolay bir gruptan ekibini çıkaramamış ve baraja kalmış bir Şenol Güneş’i neden savunuyorsun?”
Ve devam ediyorlar; “Dünya Kupası finallerinde bir çok eskinin güçlü takımı yok. Gelenlerin büyük çoğunluğu da eski gücünde değil!. Büyük bir teknik adamla Türkiye bu kupada final oynayıp, hatta kazanabilir. Şenol Güneş bunu başaramaz!.”
“Gelecekle ilgili spekülatif bir olay” konusunda kendisine sorulan sorulara cevap verirken, Süleyman Demirel’in “çok kullandığı” bir söz vardır:
“Doğmayan çocuğa don biçmem!..”
Dünya Kupası finallerinde Türkiye’nin “hangi hoca ile başarılı, hangi hoca ile başarısız olacağını bugünden tayin etmek” mümkün değildir!..
Bunun Türkiye’de ve Dünya’da da çok örnekleri vardır!..
Nice “büyük hocalar”, ellerine geçen fırsatları hovardaca harcamışlar, “başarının b’sinin bile yanına yaklaşamamışlar”, ama “onların yerine gelen” nerede ise “isimsiz” bazı hocalar takımlarını başarıdan başarıya koşturmuşlardır!.
Tabii, “bunun tersi için” de birçok örnek vermek mümkündür!..
Aslında “önemli olan” ilk unsur “teknik adamla futbolcu arasındaki uyumdur!..”
Bu uyum sağlanmışsa, “başarı için en büyük adım atılmış” demektir!.
Şenol Hoca’nın “bugün”, yerine getirilmesi düşünülen “karizmatik ve büyük hocalara karşı” en büyük avantajı budur!..
Futbolcusu ile “çok iyi uyum sağlamış”, kendisini sevdirmiş ve saydırmıştır!.
Bugün milli takımın kadrosunda bulunan futbolcuların çoğunluğu, “Milli Takıma Dünya Kupası’nda final oynatabileceği hatta şampiyonluk kazandırabileceği” düşünülen iki hocanın da “kulüp takımları için” kendilerini bırakıp gittiğini bilmektedir!..
Öyle ki, “Beni 2-3 ayda bir oynanan maçlar tatmin etmiyor” diyeni bile çıkan iki hocanın, öteki de “zaten” gözünü “yeniden İtalya’ya dikmiş”, oradan gelecek teklifi, hatta bu teklif “ligin dibindeki takımlardan birinden bile gelse” kabul etmek üzere, “tetikte beklemektedir!.”
Mustafa Denizli’den ve Fatih Terim’den “bu noktadan sonra” milli takımın başına geçip, ay-yıldızı “başarıdan başarıya koşturmasını beklemek”, tatlı bir hayalden de öte “ciddiyetsizlik” olur!.
Üstelik bu iki hocanın da “gittikleri finallerdeki başarı çizgileri” ortadadır ve öyle “çok tamah edilecek” bir yanı da yoktur!..
Peki, “bu saatten sonra” takımın başına “çok büyük bir yabancı hoca getirilemez mi?”
Güldürmeyin beni!..
O, “futbolcuları tanıyana kadar”, sıra gelecek Dünya Kupası’na gelir!..
Şenol Güneş ile ilgili “bundan sonrası için” görüşlerimi bir cümle ile noktalayayım:
İnanıyorum ki, bu takım Şenol Hoca ile gittiği finallerde, Terim’in de, Denizli’nin de erişemediği bir başarıya ulaşacaktır!.
Şimdi geliyorum, neden Şenol Hoca’yı desteklediğime?
Türk futbolunun “çok kaprisli, biri devamlı küsen, öteki devamlı ‘ben... ben... ‘ diyen ve en ufak bir eleştiriye tahammülü olmayan” iki teknik adamın hegemonyasından kurtulması için, Şenol Hoca’nın başarısının bir anahtar olacağını düşündüm!..
Türk futboluna kafalarını, akıllarını, zekalarını, zamanlarını, her şeylerini veren, ama bir türlü “İstanbul’un Üç Büyükleri’nden başkasını gözleri görmeyen” ve bu yüzden de “bu kulüplerde oynamamış, bu kulüplerde hocalık yapmamışları adam yerine koymayan” anlı-şanlı yazar-çizerler tarafından bir türlü görülemeyen, fark edilemeyen, önemsenemeyenlerle ilgili olan bu “peşin fikirli zincirin kırılması” fırsatı doğduğu için Şenol Hoca’yı destekledim!..
“Karizma” denilen İstanbul medyasının “kendine göre tarif ettiği” safsatanın, artık “Türk teknik adamlarının önünü tıkamaması” ve bunun da Terim ve Denizli’den başka bir Türk Hoca’nın, “hem de Anadolu’dan gelerek başarıya ulaşmasına bağlı olduğunu” düşündüğüm için Şenol Hoca’yı destekledim!.
Galatasaray’ı, Fenerbahçe’yi, Fiorentina’yı ya da Milan’ı “Türk Milli Takımı’na tercih edenlerin” de, “Şenol Güneş başarılı olur da, kendilerini geçerse”, oturup biraz düşünmeleri, “Galiba yanlış yaptık” diyebilmeleri ve pişman olmaları için Şenol Hoca’yı destekledim!..
Ve... Başarılı olmasını istedim!..
Şimdi de istiyorum... Yarın da isteyeceğim!..
Hem Şenol Hoca için... Hem de Türk Milli Takımı için!..
Şenol Hoca’yı hâlâ içine sindiremeyenlere de bir çift sözüm var:
Bu başarı fidanına “bir damla suyu bile çok görüyorsunuz”, bari “gölge etmeyin” de birazcık “Güneş” alsın!..

Şenol Güneş’i rahat bırakın!..
 
Bazıları, hâlâ “Şenol Güneş, Dünya Kupası Finalleri’nde Türk Milli Takımı’nın yükünü kaldıramaz” demeye ve “teknik kadronun değiştirilmesini”, bu olmazsa “teknik kadronun başına karizmatik bir teknik adamın şu veya bu ad adı altında getirilmesini” istemeye devam ediyorlar.
Bunların başında da sevgili kardeşim Hıncal Uluç geliyor!..
Her fikre saygılı olduğum gibi, onun da düşüncesine saygılıyım!..
Ama “şu cümleleri kabul etmem” mümkün değil:
“Şenol Güneş - Ünal Karaman ekibi sizce Dünya Kupasını taşıyacak deneyime, bilgiye sahip mi? Kamuoyu ve futbolcular bu ikiliye yürekten inanıyor ve ‘Bizi zafere taşırlar’ diyorlar mı?
Hayır kimse demiyor... Diyenlerin ya başka hesapları var ya da iki yüzlüler...
... Şimdi bu tarihi fırsatı, aptalca bir duygusallık yüzünden kaçıracak mıyız?
Ya da inançsızlık...’Şenol’la gidelim’ diyenlerin yüzde 90’ının gerekçesi bu... ‘Nasılsa bir şey yapamayız, o zaman Şenol gitsin, fark etmez..”
Ve... Sevgili kardeşim, “bu düşüncelerle” Almanya için “Beckenbauer örneğini” verip, Brezilya’da yapılan iki uygulamayı da hatırlatarak “Şenol Güneş teknik direktör - Ünal Karaman antrenör ve Fatih Terim ekip şefi olsun” teklifini yapıyor!..
Teklifini tartışacağım ama “önce” Şenol Güneş’e inanan bir spor yazarı olarak “beni de içine alan” iddialarına karşı bir çift sözüm var:
“Kamuoyunun ne düşünüp düşünmediğini” şu anda “tam olarak” ne sevgili Hıncal bilebilir, ne de ben, ne de bir başkası... Ama “bazı gazetelerin” internette yaptıkları kamuoyu anketlerinde “Şenol Güneş’in Fatih Terim’den fazla oy aldığını ve Güneş’e güven duyan çok sayıda insan olduğunu biliyorum!..”
Futbolcuların ise hocalarına güven ve inançlarının tam olduğunu da biliyorum.
Ayrıca, Şenol Güneş’e inanan benim, “başka bir hesabım” yok!..
“İki yüzlü” hiç değilim!..
Ve... Açıkça ilân ettim, yazıp geldim, devam ediyorum; Şenol Güneş’in Dünya Kupası Finalleri’nde başarılı olacağına “yürekten inanıyorum!.”
Duygusal hiç değilim: Güneş’in, Türk Milli Takımı’nı “Avrupa Kupası Finalleri’ne götürüp” tek gol atamadan ve tek puan alamadan dönen bir teknik direktörden “daha başarılı olacağına inancım” tam!.. Onun bilgisine de, hocalığına da güveniyorum!..
Sevgili Hıncal’ın “Şenol Hoca için kullandığı üslubu kullansam” pek alâ şöyle diyebilirdim:
“Fiorentina’da ve Milan’da dikiş tutturamamış bir teknik adamın, Türk Milli Takımı’nın başında işi ne?”
Ya da şöyle yazabilirdim; “eleştiriye tahammülsüz, imparator olduğuna inanacak kadar narsizm histerisi içinde, ‘ben... ben... ben...’ diyen, geçinilmesi çok zor” bir teknik adamın, “kendi yardımcılarını bile ne hale düşürdüğü ortada iken”, Milli Takımın Teknik Direktörü ve o teknik direktörün ekibi ile “uyumlu çalışacağına inanmak” hayal gücünü zorlayan bir “romantiklik olmaz mı?”
Ama ben, bunların yerine “başka şey” üzerinde duracağım, asıl konu şu:
Ne Türkiye Almanya’dır, ne Türk insanı Alman!.. Hele hele Fatih Terim, “bir Beckenbauer hiç değildir!..”
Onun için “Beckenbauer formülü”, Türkiye’de ve Türk Milli Takımı’nda ne işler, ne de denenebilir!.. Bu sebeple “bu formülü” Terim de kabul etmez, Şenol Güneş de!..
Brezilya örneğindeki “Danışmanlık” formülü ise, Türkiye’de “danışmanlığın aslında danışmama üzerine kurulduğu” yaşayıp gelerek çok iyi öğrendiğimiz için, bize göre, “uygulanabilirlik ihtimali çok az olan” bir öneri olarak kalacaktır.
Ayrıca, “danışmanlık konusunda” Şenol Hoca’nın “fikir alış verişi yapabileceği” çok bilgili hocalar, Federasyon kurullarında vardır; Metin Türel hoca gibi... Gündüz Tekin Onay hoca gibi...
Ve “tabii”, Şenol Hoca’nın “gerekli gördüğü zaman ve zeminlerde” Terim’e de, Denizli’ye de ve diğer hocalarımıza da “futbolcularımız ve rakiplerimiz konusunda danışma hakkı vardır” ve “bu düzenlemeyi Hocamız yapabilir!.”
Sanıyorum, zaman zaman yapacaktır da!..
Ve gene sanıyorum ki, “bu tip toplantıları ya da baş başa görüşmeleri”, futbolu bilen, rakiplerimizi, milli takımımızı ve futbolcularımızı yakından tanıyan ve izleyen “spor yazarları” ile de yapacak, onların da fikirlerini alacaktır!.
Bu arada “altını çizmem” gerek; ben “Nasılsa başarılı olamayız, kim gitse fark etmez” diye hiç düşünmedim!..
Aksine, Şenol Güneş ile, Terim’den de, Denizli’den de öteye gidecektir, milli takım; buna inanıyorum!..
Ama, Şenol Güneş’i ve ekibini “böyle hırpalamaya devam edersek”, ondan da öteye futbolcuların beynini “Hocanıza güvenmeyin ha... O bir hiçtir” düşüncesiyle yıkamayı sürdürürsek, üzülerek ifade edeyim ki; “Milli Takımız, grubunda sonuncu olursa hiç şaşmam!..”
Sevgili kardeşim Hıncal Uluç başta olmak üzere “Güneş’e inanmayanlar”, bu inançsızlıklarını bir kampanya halinde sürdürmeye devam ederlerse, biline ki biz de “bir başarısızlık halinde”, kendilerini “bu başarısızlığın baş sorumluları olarak” ilân edeceğiz!.
Olmayacak dualara “amin” demeye devam edenler, lütfen “artık hocamızı ve milli takımımızı rahat bırakınlar” da, onların kafaları salim olsun!.
“Başarı için her yol mübahtır” gibi bir düşünceyi hatırlatan görüşler, aklıma “Makyavelli’yi getirmeye başladı!..”
Siyasette olabilir ama, sporda Makyavelli’nin işi ne?

indirdriver.net driver indirme ve arama sitesi

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    Tümü Anket
    Türkiye Suriye savaşı çıkarmı

    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:

    SPOR TOTO SÜPER LİG

    Tür seçiniz:
    Kim Kimdir? Tüm Biyografiler
    Sen de Yaz
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri
    Siz de yazmak istemez misiniz?
    Ziyaretçi Defteri
    Arşiv

    banner21